Bu seçenek sadece anasayfayı eski haline getirir. Kategori sayfalarını etkilemez.

Eski haline getir

Alın-verin, ekonomiye can verin?

economiSon günlerde televizyonlarda bir reklam dizisi başladı. Ekonomi dünyasında tanınan birkaç sima çıkıyor ve tüketimi teşvik edici sözler sarf ediyorlar. Özellikle bu simaların kapitalist düzeni bu kadar çok savunmasına rağmen tüketimi desteklemeleri oldukça dikkat çekici bir durumdur. Çünkü kapitalizm asla tüketimin desteklenmemesi gerektiğini, üretimin desteklenmesi gerektiğini her arzın kendi talebini oluşturacağını savunur. Yeryüzünde var olan diğer iki model birisi olan sosyalizm de bu konuda kapitalizmle örtüşür. Tüketimi destekleyen tek ekonomik model ise Milli Ekonomi Modelidir.
Şimdi bu reklamı yapan ve bu reklamlarda oynayan ve bu reklamların gerçekliğine inanlara birkaç açıklama yapalım.
Tüketimi desteklemeyen ekonomik sistemler batmaya mahkumdur. Nedeni, üretilen mal tüketim olmayınca fiyat düşüşü yaşar ve ardından işsizliği ve ekonomik daralmayı beraberinde getirir. mem

Kapitalist düşüncenin “her arz kendi talebini oluşturur” yargısı bu nedenle tamamen yanlış bir teşhistir. Dolayısıyla teşhis yanlış olunca tedavinin gerçekleşmesini beklemekte hayalcilik öte bir şey değildir. Peki, gerçek olan teşhis nedir?
Gerçek tüketimin desteklemesidir. Öyle ki “tüketim desteklendiğinde her talep kendi arzını oluşturacaktır”. Misal vermek gerekirse, cebinde parası olan vatandaş, kendi ihtiyaçlarının ne olduğunu belirledikten sonra arayışa girer. Evinde evlendiği zamandan kalma olan beyaz eşyalarını değiştirmek isteyecektir. Bu istek yüzlerce insanda oluştuğunda girişimciler bu konuyu araştırma ve geliştirme bölümüyle paylaşıp ihtiyaçlara uygun beyaz eşya üretimi yapacaklardır. Bu tür bir ekonomik anlayışta üretilen mal kime satılacak endişesi yaşanmayacağı için istihdamı yükseltecek ve doğal olarak ekonomiye canlılık getirecektir.

O zaman düşünülmesi gereken bu tür tüketimlerin var olabilmesi için yapılması gerekenlerdir. Aslında düşünmeye de gerek yok ama konuya uzan olan okuyucularımızın konu hakkında bilgi sahibi olması için detaylı açıklayalım.

Verelim-alın ekonomi canlansın!

Sloganımız “alın-verin ekonomiye can verin” değil, “verelim-alın, ekonomi canlansın” şeklinde olmalıdır.

alisverisTüketici kesime devlet tarafından verilecek olan ve çeşitli adlar altında bir düzene kavuşturulacak olan tüketiciyi destekleme paketleri, ekonomiyi canlandıracaktır. Bu cümlenin ardından “nereden vereceksin?” sorularını duyar gibiyim. Biz de iddiamızı açıklayalım.

Bu güne iktisat pozitif bir bilim olarak deklare edilmesine rağmen hiçbir zaman, reel rakamlarla kendisini ifade edemedi. Bunun en büyük nedeni dünyada icraata konulan iki ekonomik sisteminde, matematiksel olarak bir tutarlıklık gösterememesinden kaynaklandı. Yani kağıt üzerindeki hesaplar hiçbir zaman gerçek hayatta hesaplanan rakamlara ulaşmadı. Çünkü işin teşhis, analiz ve yönetimi teslim edilen kaptanlar (kapitaliz ve sosyalizm) iktisadın 16 farklı ayağına gerekli cevapları vermediler. Bu denize açılan gemideki kaptanın rotasını nasıl takip etmesini bilmemesine benzer.
Şimdi işin pozitif bilimle bağdaşacak şekilde sorulan sorulara, çizilen rotanın amacının ne olduğuna cevap veren gerçek bir ekonomik modeli inceleyelim. Milli Ekonomi Modeli.
Milli Ekonomi Modeli’nde devletin görevlerinden birinin de tüketimi desteklemek olduğu vurgusunu görürsünüz. Tüketen kesim desteklendiğinde ekonomik canlanmanın önüne isteseniz de zaten geçemezsiniz. Peki nasıl desteklenecek?

Vatandaşlık maaşı adı altında vatandaşa maaş vererek.

Haydi, ne maaşı ne diyorsun, nerden bulunacak? İlk aklımıza gelen soru. Daha doğrusu kapitalistlerin ilk sorduğu soru. Öyle ki bir endişe ki onlar için anlatılmaz izlenir.

Evet vatandaşlık maaşı diyoruz. Bu olmalı hem de sizin zannettiğiniz gibi bu maaş verilince paranızın değeri de düşmez. Aksine artar. Şimdi matematiksel açıklamaya geçelim.

Her vatandaşa ortalama günümüz için 500 TL maaş verildiğini düşünelim. Ülke nüfusumuzun da 75 milyon olduğunu varsayalım. Aylık vatandaşlara ödenmesi gereken 37,5 Milyar TL’lik devletin para bulması gerekir. Bu da yılda 450 Milyar TL yapar. Rakamlara bakıldığında çok büyük meblağlar olduğunu göreceksiniz. Peki u kadar parayı darphane de basmak sorun değil, maliyeti taş çatlasın 5 Milyar TL olur. Peki sonu ne olur? İşte Halep işte arşın.para

İlk ay içerisinde vatandaşa verilecek olan 37.5 Milyar TL piyasada 12 ay dolaşımda kalırken, her bir sonraki ayda verilen para yıl sonu hesabına göre birer ay eksik olarak piyasada kalacağından hesabımız aşağıdaki gibi olacaktır. Aşağıdaki hesapta paranın el değiştirme hızı yıllık 16 olarak hesaplanmıştır. Bu hız hali hazırda birçok ülkede 20-25 arası değişmektedir. Şimdi verdiğimiz paralar ilk yıl sonunda ne kadar el değiştirmiş, dolayısıyla ne kadar mal ve hizmet alımına vesile olmuş inceleyelim.

Ocak ayı içerinde verilen vatandaşlık maaşı yıl sonuna kadar 37.5 *16  =  600 Milyar TL’lik mal be hizmet satın alacaktır.

Her ay için el değiştirme hızımızı düşürsek dahi;
Şubat ayı 37.5*15 = 562,5 Milyar TL.
Mart Ayı 37.5*13 = 487,5 Milyar TL.
Nisan Ayı 37.5*12 = 450 Milyar TL.
Mayıs Ayı 37.5*11 = 412,5 Milyar TL.
Haziran Ayı 37.5*9 = 337,5 Milyar TL.
Temmuz Ayı 37.5*8 = 300 Milyar TL.
Ağustos Ayı 37.5*7 = 262,5 Milyar TL.
Eylül Ayı 37.5*5 = 187,5 Milyar TL.
Ekim Ayı 37.5*4 = 150 Milyar TL.
Kasım Ayı 37.5*3 = 112,5 Milyar TL.
Aralık Ayı 37.5*1 = 37,5 Milyar TL.

Toplamda diğer yılın başlangıcında 3.900 Milyar TL’lik işlemler, yani mal ve hizmet satın alınmış olacaktır. Ne karşılığında bir yılda vatandaşa dağıtılan 450 Milyar TL. karşılığında. Yani devlet bir yıl için vatandaşlım maaşı altında 450 Milyar TL basacak, karşılığında 3.900 Milyar TL’lik bir Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)’ya sahip olacak. Peki ne demek bu, ne işimize yarar?

Bir devletin ekonomik gücü GSMH ile anlaşılır. Yani bir yıl içerisinde toplam da üretip piyasada tükettiği mal hizmetlerin toplamıyla GSMH hesaplanır ve o devletin ekonomik gücünü temsil eder. Yukarıda sadece vatandaşlık maaşı altında tüketimi desteklenmenin ülke ekonomisini ne kadar çabuk canlandıracağına bir örnek gösterdik. Çünkü hali hazırda ülkemizin 2008 GSMH miktarı sadece 750 Milyar Dolar. Yani 1.125 Milyar TL’dir.

Şimdi gelelim bu kadar çok büyüyen GSMH devlete ne kazandırır ne kaybettirir. 3.900 Milyar Tl’lik oluşan bir GSMH’dan dolayı devletin bu mal ve hizmetin karşılığı olarak para basma hakkı doğar. İktisatçılar bilirler bu hakka Senyoraj geliri denir. Bu hakkı dünyadaki hemen hemen her ülke kullanır.
-  Mesala EURO bölgesinde (EURO’nun geçerli olduğu ülkeler, İngiltere buna dahil değil) 2004 yılı GSMH 7.601 milyar Euro, M1 rakamı ise 2.937 milyar Euro olmuştur; buna göre M1/ GSMH= %38′dir.
- Çin’in 2004 yılı GSMH’sı 1.649 milyar dolar, M1 rakamı ise 1.150 trilyon dolar olmuştur; buna göre, M1/GSMH= %69.7′ dir.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Sonuç itibariyle her devlet kendi emeğinin karşılığını korumak için senyoraj hakkını kullanmaktan geri kalmaz. Aslında bu hak %30 olması gerekmesine rağmen yukarıdaki rakamlarda da göreceğiniz ülkeler bu haklarını %38 – % 70 arası kullanmaktadırlar.
Biz sadece bu hakkın %30’unu kullandığımız düşünelim. 3.900 *0,3 = 1.170 Milyar TL = 551 Milyar € = 780 Milyar $ olacaktır. Yani bir yıl dağıtılan 450 Milyar TL’lik vatandaşlık maaşı karşılığında devletimizin bir yıl sonra kazanacağı para basma hakkı 1.170 Milyar TL’dir. Böyle bir hesaba hangi aklıselim bir kafa hayır diyebilir ki. 450 ver 1.170 al. Bu devlet olmanın getirdiği bir haktır. Devlet bu hakkını vatandaşlarının refah seviyesini yükseltmek için kullanır. Çünkü devletin var oluş amacı, Halkının yaşam kalitesini artırmak ve güvenliğini sağlamaktır. Öyleyse bu hakkın kullanılması son derece doğaldır. Nitekim bu hakkını kullanmayan ülkeler, işsizlik, ekonomik daralma ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.
Milli Ekonomi Modeli’nin sunmuş olduğu kaynaklardan sadece birisi olan senyoraj geliri dahi ekonominin canlanması için büyük bir adımdır. Kaldı ki Milli Ekonomi Modeli’nin tek kaynağı da bu değildir. Merak edenler Milli Ekonomi Modeli’ni buradan okuyabilirler.

Cevap yaz